DENİZ GÜRE EMEK BLOG

İş Odaklı Koç, Mimar


Yorum bırakın

Beni Benimle Bırak(ma)

Üzerinden yirmi yıl kadar geçse de, üniversitedeki restorasyon derslerinde, İstanbul’un tarihi semtlerini gezer,  o semtlerdeki tarihi evlerin rölövesini çıkarmaya çalışırdık. O evlerle ilgili olarak, sanki yıkılsın diye kendi haline bırakılmış olduklarını düşünerek üzüldüğüm, bugün dahi aklımda.

Geçtiğimiz haftalardan birinde karşıma çıkan bir yazı bana yine o evleri hatırlattı diyebilirim. Yazıda,  Termodinamik’in ikinci yasası olan Entropi’ye(1) göre evrende kendi haline bırakılan tüm sistemlerin geri dönülemez bir şekilde kaosa, bozulmaya ve düzensizliğe doğru gittiği yazıyordu.

Tıpkı yenilenmediği için yıkılmak üzere kendi haline bırakılmış olan o ahşap evler gibi…

Tıpkı üzerinde düşünülmeden, planlama yapılmadan kendi haline bırakılan geleceğimiz gibi…

kaos

Peki, siz kendi çevrenize baktığınızda, vizyonu bulanıklaşmış hatta tamamen kaybolmuş insanlar görüyor musunuz? Benim çevremde maalesef var böyle kimseler; hayattan bezmiş, ideali olmayan, yeniliklere kapalı, değişime direnen, başaramayacağından koktuğu için hiçbir girişimde bulunmayan, suya sabuna dokunmadan yaşayan, yaşadığını sanan…

Oysa yaşadığım deneyimlerim ve içimdeki yaşam tutkum bana diyor ki; hiç kimsenin hayatı kendi haline bırakılamayacak kadar değerlidir… Kişinin en öncelikle planlaması gereken kendi hayatı ve geleceğidir.

Peki, ne yapacağız? Sahip olduğumuz güçlü yönlerimizi görmezden gelmek ve bizde var olan potansiyeli kullanılamaz hale dönüştürmek mi isteğimiz? Yoksa güçlü yönlerimizi daha da güçlendirmek ve etki alanlarımıza yönelmek mi, bize daha anlamlı ve tatminkâr bir hayat sunacak, ne dersiniz?

Zaman zaman içinde bulunduğumuz mevcut duruma dışarıdan bir gözle bakabilmek ve hedeflerimize varmakla ilgili önümüzdeki engelleri fark edebilmek kolay olmayabilir. Koçluğun bireyin yaşamına kattığı en büyük kazanç; bireyin değişmek veya gelişmek istediği alanla ilgili sahip olduğu performans engellerini fark etmesine olanak sağlamasıdır.

Koçluk; kişinin engelleri aşmak için bir çaba içine girmesinde, bunun önemine inanmasında, hedefine yönelik aksiyon almasında, onun; kullanmadığı veya bugüne kadar fark etmediği potansiyelini kullanılabilir kılmada ve yaşamını düzensizlikten düzene dönüştürmede etkili bir araçtır.

Ve elbette hepimizin hayatı “gelişi güzel bir kaosa, bozulmaya ve düzensizliğe”(2) bırakılamayacak kadar değerlidir… Bugünden başlayarak siz de hayatınızı gözden geçirmeye ve hedeflerinize yönelik aksiyon planları almaya ne dersiniz?

Unutmayın ki yaşamınızı kendi haline bıraktığınızda evrende onu bozmaya çalışan bir yasa var…

Kaynaklar:

(1),(2):

http://historicalsense.com/Archive/Fener60_1.htm

https://tr.wikipedia.org/wiki/Entropi

 

Reklamlar


1 Yorum

Sevgili X Kuşağı Mesajınız Var

mesaj-1

“Tüm iş hayatım boyunca benden istenenleri sorgulamadan kabul ettiğimden olsa gerek; hayattan ne istediğini bilmek kendimden beklediğim en son şeymiş gibi geliyor şimdi. Ama bugün, kendimi parçası hissetmediğim bir işte çalışıyorum ve neyi niçin yaptığımı sorup duruyorum kendi kendime.”

Bu sözler, uzun yıllardır özel sektörde ara kademe yönetici olarak çalışan bir arkadaşıma ait. Kendisi de bir yönetici olmasına rağmen bağlı olduğu yöneticisinin otoriter ve hiyerarşiye önem veren tutumları yüzünden neredeyse işinden ayrılmak üzere. Arkadaşımı dinlerken aklıma, 24 Ekim’de Bahçeşehir Üniversitesi’ nde katıldığım “Genç Profesyoneller’ den İş Dünyası ve Hayata İlişkin Vizyon Konferansı”nda (1) dinlediğim sunumlar geldi. Dördüncü Boyut Akademi’ nin kurucusu Çağlar Çabuk’un kurumsal sosyal sorumluluk projesi olarak hayata geçirdiği ve kurulduğu günden konferansın düzenlendiği güne kadar  geçen bir yıl boyunca, tüm sorumluluğun, yaşları 20 ila 30 arasındaki Genç Profesyoneller’de olduğu bu projenin kapsamında düzenlenen konferansta o gün biz X’ ler Y kuşağını dinledik. Bu konferansı, yapılan diğer Y kuşağı konferanslarından ayıran en önemli özelliği Y’ leri bugüne kadar hep X’ lerin ağzından dinlemiş olmamızdı. Bu kez Y’ lere kendilerini, kendi ağızlarından anlatma fırsatı verilmiş olması bana göre bu konferansın en ilgi çekici yanlarından biriydi.

Arkadaşımın anlattıklarının neden bana bu konferansı hatırlattığına gelince…

Arkadaşım, gösterdiği tutumlar bakımından tam bir X kuşağı temsilcisi; fazla mükemmeliyetçi, hata yapmaması gerektiğini düşünen, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinen, kendisine verilen görevleri sorgulamadan emir konuta zinciri içinde yerine getirmeye çalışan biri. Bütün X’ler böyle mi dediğinizi duyar gibi oluyorum. Elbette değil. Konferansta kendini anlatan kuşak Y, arkadaşım da X olunca ister istemez karşılaştırmalı bu durum ortaya çıktı. Yazdıklarımı okumaya devam ederseniz pek de haksız olmadığımı düşüneceğinizi sanıyorum.

Konferansta Y kuşağının iş hayatı ile ilgili; esnek çalışma saatleri, yaratıcılığa teşvik eden ofis ortamları, evden çalışma gibi fiziksel koşulların değişmesi yönündeki isteklerinin yanında; kurumların çalışanlarıyla olan ilişkileri ve yöneticilerin kazanması gereken yeni yetkinlikler en çok ilgimi çeken konulardı. Aslında ortaya konan istekler yukarıda arkadaşımın yakındığı konulardan farksızdı. Tek farkı Y kuşağının bunları dile getirebiliyor olmasıydı.

Uzun yıllardır, profesyonel hayatta olan biri olarak, deneyimlerim bana gösteriyor ki; bireylerin çalıştıkları kurumlarla uyumlanamamasının en önemli nedenlerinden biri kötü yöneticileri. Konferansta dinlediğim sunumlar da bu düşüncemi destekler nitelikteydi. Özellikle sunumlardan birinde “Yöneticilik modelinden koçluk modeline geçilmeli” ifadesi yeni neslin yöneticilerden beklentisini açıkça ortaya koyan bir ifadeydi.

Peki, o gün Genç Profesyoneller neler dediler?

Sürecin parçası olmak, neyi niçin yaptığımızı bilmek istiyoruz.”

Y kuşağı Genç Profesyoneller, kendilerini yaptıkları işin bir parçası olarak görmek istiyorlar. “Ben sürecin neresindeyim, yaptığım işin iş sonuçlarına katkısı ne, niçin yapıyorum?” yaklaşımının hem kişisel hem kurumsal başarının sürdürülebilirliği açısından önemli olduğunu savunuyorlar. Bu konuda, koçluk yetkinliklerine sahip yöneticiden bekledikleri ise; kendilerini dinlemesi, fikirlerini söylemeleri için onları cesaretlendirmesi.

Yapıcı geri bildirim almak istiyoruz.”

Y kuşağı geri bildirim almaya çok açık. Bana göre, bunun altında yatan temel neden; kişisel gelişime ve sürekli öğrenmeye açık olmaları. “Bize geri bildirim verin” diyorlar açık açık. Doğru geri bildirim vermek son derece önemli bir koçluk yetkinliğidir. Y kuşağının bu konuda yöneticisinden beklentisi; sahip oldukları güçlü yönlerine ve kişisel özelliklerine takdirde bulunulması olarak karşımıza çıkıyor. Tabi bu onlara yetmiyor. Yöneticinin aynı zamanda gelişim alanlarıyla ilgili de kendilerine “bunu yaptığımda şu faydayı sağlarım” dedirtmesi yani elde edilecek faydayı bulmalarına koçluk ediyor olması gerekiyor. Faydayı ortaya koymak; gelişim göstermeleri gereken alanlarla ilgili ikna edilebilmeleri, bu konuda istekli ve motive olmaları açısından önemli. Yani bunun altında da yine hep “niçin” sorusu yatıyor.

Gelişimimize katkı sağlanmasını istiyoruz.”

Bir başka üzerinde durulan konu ise; çalışanların mevcut durumlarını ortaya koyan ama gelişim alanlarına pek katkısı olmadıklarını düşündükleri performans değerlendirme yaklaşımlarının değişmesi gerektiğiydi. Şirketlerde performans değerlendirmelerinin, sadece 360 derece değerlendirme yöntemlerinin bir sonucu olarak ele alınmasından memnun değiller. Bu aslında geri bildirim almaya açık olduğunu söyleyen Y kuşağının bir çelişkisi olarak gelebilir ama ben bunu şöyle okuyorum; kişisel gelişimimiz için geri bildirime evet ama neden performans gösteremediğimizi bir de bize sorun…Koçluk sürecinde, koç; kişinin kendini nasıl gördüğünü anlamasına yardımcı olurken, mevcut durumunu tüm ayrıntılarıyla önce kendisinin görmesini sağlamaya çalışır. Bu süreçte, onların da yöneticilerinden beklediği bu aslında; “siz bizi öyle görüyorsunuz ama bizi bir de bizden dinleseniz” diyorlar ve ekliyorlar; “performans gösteremediğimiz durumlarda önümüzdeki engellerin ne olduğunu fark etmemize ve bunları nasıl aşacağımızı bulmamıza koçluk yapın.”

Özetlemek gerekirse; Y kuşağı dediğimiz bu Genç Profesyoneller, düşüncelerine değer veren, kendilerini sürece dâhil eden, doğru geri bildirimlerle gelişimlerine katkıda bulunan, performanslarının önündeki engelleri fark etmelerini sağlayan ve kendilerini aksiyona geçiren, yani; koçluk yetkinlikleri sergileyen yöneticilerle çalışmak istiyorlar. Ben o gün konferansta satır aralarından kendi adıma bu mesajları aldım. Peki ya siz?

(1): 24 Ekim 2015 tarihinde Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleşen “Genç Profesyoneller’den İş Dünyası ve Hayata İlişkin Vizyon Konferansı”nda yer alan tüm sunumlara http://4bgencprofesyoneller.net/konferans.htm internet adresinden ulaşabilirsiniz.


1 Yorum

Uçuş Planı ve KOÇLUK

ucus plani-2

Birkaç hafta önce, iş seyahati için uçakla İstanbul’dan Ankara’ya gidiyordum. Kalktıktan kısa bir süre sonra pilot; yirmi dakika içinde Sapanca Gölü’nün üzerinden geçeceğimizi, havanın yol boyunca açık fakat rüzgârlı olduğunu, zaman zaman kısa süreli türbülanslar olabileceğini, varılacak noktadaki hava sıcaklığının 24 santigrat derece dolaylarında güneşli bir hava olduğu bilgisini aldığını ve yaklaşık 40 dakika sonra Ankara’ya inmiş olacağımızı anons etti. Bu anons bana, Dale Carnegie ‘de aldığım koçluk eğitimi sırasında, eğitmenimiz Tamer Yakut’un “Uçuş Planı(1)” benzetmesini ve bu kavramın vizyon belirlemede nasıl kullanıldığını anlattığı dersi hatırlattı.

Havacılığa karşı bugüne kadar özel bir ilgim olmamıştı; ta ki havacılıkta her uçuş öncesi yapılan, bu “uçuş planı”ndan haberdar olana kadar. Uçuş planı ile ilgili biraz daha araştırma yapınca; bu konuda uzman olan kişilere Uçuş Harekât Uzmanı(2) dendiğini, bu uzmanların emniyetli bir şekilde uçuş harekâtını planlayan, uçuş süresince uçuşu takip ve kontrol eden uzmanlar olduğunu öğrendim. Uçuş planı kapsamında; sefere ait kalkış noktası (mevcut durum) ve varış noktası (olması istenen durum, hedef) hakkında bilgi sahibi olmak; meteorolojik bilgileri değerlendirerek uçuş planını en emniyetli rotaya göre belirlemek, elindeki haritaların güncelliğini kontrol etmek, haritalardaki türbülans, buzlanma, kuvvetli rüzgarlara ait bilgileri değerlendirmek (dış faktörleri dikkate alarak hedefe yönelik en uygun yolu seçmek), uçağa ilave yakıt gerekip gerekmediğine karar vermek (iç faktörleri göz önünde bulundurmak), gerekli hallerde acil durum prosedürlerini uygulamak (alternatifleri belirlemek ve B planı oluşturmak) ve kokpit ekibini uçuş planı hakkında bilgilendirmek, bu uzmanların belli başlı görevleri arasında yer almaktadır.(3)

Özetle; “Uçuş planı” hazırlamaktaki amaç; bulunulan noktadan gidilecek olan noktaya, hedeflenen sürede ve güvenli bir şekilde ulaşılmasını sağlamaktır.

Varış noktası belli olmadan yola çıkan bir uçak, nasıl ki, yol boyunca kendisine gerekli olan yakıt miktarını hesaplayamazsa, planlama yapmadan yola çıkan biri de, hedefine ne kadar bir sürenin sonunda ulaşabileceğinin hesabını yapamaz.

Hedefe ulaşmak için gerekli süreyi hesaplarken içsel ve dışsal faktörleri göz önünde bulundurmak önemlidir. Burada içsel faktörlerden kasıt; kişinin, hedefiyle ilgili güçlü ve zayıf yönleridir. Dışsal faktörlerden kasıt da, yine kişinin hedefi ile ilgili fırsatlar ve karşısına çıkabilecek/çıkması olası engellerdir. Kişinin sahip olduğu güçlü yönler ve önüne çıkması muhtemel fırsatlar, hedefe giden süreyi kısaltmaya yardımcı olurken, sahip olduğu zayıf yönler ve olası engeller sürenin uzamasına neden olabilirler. Bu süreçte bir koç ile çalışmak, özellikle zayıf yönlerin tıpkı spor yaparken güçlenen kaslar gibi güçlendirilerek geliştirilmesine yararken, engellerin nasıl aşılacağı ve alternatiflerin/olasılıkların neler olabileceği ile ilgili kişinin farkındalık kazanmasına fayda sağlamaktadır.

Hedefe istenilen sürede ulaşmak, kişinin hedefi ile ilgili motivasyonu canlı tutmada ve özgüvenini korumada son derece önemli ve gözden kaçırılmaması gereken bir noktadır. Bu sebeple, koçluk süreci içinde alınacak aksiyon planlarının direkt hedefle ilişkili, belirlenen süreler içinde ulaşılabilir ve elbette ölçülebilir olması gerekmektedir. Koçun kişiye bu konularda farkındalık kazandırması kişinin hedefe istenilen sürede ulaşmasına yardımcı olur. Eğer kişi, hedefinin istediği sürede gerçekleşmeyeceğini fark ederse, istediği sürede onu hedefine ulaştıracak diğer alternatifleri değerlendirme yoluna gidebilir yani kendine bir B planı hazırlayabilir.

Koçluk sürecinin vizyon belirleme, belirlenen vizyona yönelik hedefleri oluşturma ve gelecek planlaması noktasında etkili bir süreç olması, günümüzde bir çok kişinin özellikle de kariyerleri ile ilgili koçluk desteği almasının nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Koçluk Platformu Derneği (KPD)’ nin 27 Mayıs 2014 ‘de yayınlamış olduğu “Kurumsal ve Bireysel Koçluk Algısı Anketi”, %39 oranında, kişilerin kariyerleri ile ilgili koçluk aldığını ortaya koymuştur.(4)

“Uçuş planının” amacı nasıl ki, uçağı; hedeflenen sürede ve güvenli bir şekilde ulaşılmak istenilen noktaya indirmekse, koçluk sürecinde de koçun amacı; bireyin kendi hedeflediği noktaya ulaşmasında kendi planını yapmasına, güvenli bir şekilde istediği noktaya ulaşmasına yardımcı olmaktır.

Bugüne kadar havada kalan uçak olmamış…

Sizin için önemli olan yere nasıl indiğiniz ise; kariyer planlamanızı bir koç ile yapmak; hedefinizle ilgili istenilen sürede ve güvenli bir şekilde iniş yapmanıza imkân sağlayacaktır.

Okuyucuya Not: Bu yazıyı bloğumda yayınladıktan kısa bir süre sonra, 2008 yılında Arıtan Yayınevi tarafından yayınlanan Brian Tracy’nin Uçuş Planı(5) isimli kitabı elime geçti. Kitapta yer alan; kariyer planlaması, hedef belirlenmesi, hedefe yönelik alt hedeflerin tespit edilip uygulamaya geçilmesi ve her zaman bir ikinci planın mutlaka olması yönündeki yaklaşımlar, yazımda da belirttiğim görüşlerle örtüşmektedir. Yazımı her ne kadar kitabı okumadan önce yazmış olsam da; etik açıdan daha doğru olacağı için bu kitabı kaynaklar kısmına eklemeyi uygun buldum.

Kaynak:

(1): Eğitmen Tamer Yakut, Dale Carnegie İş Odaklı Koçluk ve Mentorluk Eğitimi.

(2,3): Uçuş Harekat Uzmanı, Seviye 5 Ulusal Meslek Standartı, Meslek Yüksek Kurulu.

(4): http://www.slideshare.net/koclukplatformu/kpdkoclukalgisiraporu2014?ref=)

(5): Uçuş Planı, Brian Tracy, Çeviri: Seda Çıngay, 2008, Arıtan Yayınevi, İstanbul.


4 Yorum

Performans Engelleri ve WHIPLASH 

Dünyanın en iyi caz bateristlerinden biri olmak isteyen Andrew, yetenekli ve bir o kadar da hırslı bir gençtir. Eğitim gördüğü Shcarffer Konservatuvarı ‘nda gece gündüz bu hayalini gerçekleştirmek için çalışan Andrew’ü farkeden hocası Terence Fletcher, O’nu, okulun en parlak öğrencilerinin seçildiği ve sürekli yeni yarışmalara hazırlanan “studio band”e seçer. Fletcher ‘a göre çok istemek ve yetenekli olmak orada kalabilmek için tek başına yeterli olmayacaktır.IMG_0396

Peki, çok istemek ve yetenek tek başına yeterli değilse yapılması gereken şey nedir?

“Şeflik için orada değildim. Herhangi biri de orada kollarını sallayıp idare edebilirdi. Ben insanlara sınırlarını açtırmak için oradaydım.Bence bu mutlak bir zaruret!”, derken; aslında Shcarffer Konservatuvarı’nda yapmaya çalıştığı şeyi açıklamaktadır orkestra şefi Fletcher.

Yukarıdaki diyalogda geçen “sınırlarını açtırmak” ifadesinin, koçluk süreci içindeki karşılığını; Koçluk alan kişinin potansiyelini fark etmesini sağlamak ve bunu kullanması yönünde onu cesaretlendirmek olarak tanımlayabiliriz. Burada akla gelen ilk soru; peki kişi bugüne kadar, kendi kendine fark etmediği potansiyelinin ne olduğunu koçluk süreci içinde nasıl anlayabilmektedir? 

Andrew ile Fletcher arasındaki diyalog, yeniden karşılaştıkları gece kulübünde şöyle devam eder; “Charli Parker nasıl Charli Parker olmuştur, biliyor musun?  Yanlış çaldığı için o akşam sahneden gülüşmeler eşliğinde ayrılırken sabaha kadar evinde ağlamıştır. Sabah kalktığında artık tek bir hedefi vardır; bir daha kendini güldürmemek. Peki, hedefine ulaşmak için ne mi yapmış? Çalışmış, çalışmış, çalışmış…” Potansiyele kelime anlamı olarak baktığımızda “gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış, gelecekte oluşması, gelişmesi mümkün olan, kullanılmaya hazır güç veya yetenek” olarak karşımıza çıkar(1). Hepimizin içinde var olan potansiyeli yani “kullanılmaya hazır güç veya yeteneği”,  “gizli kaldığı” yerden çıkaracak yani onu ataletten eyleme dönüştürecek şey, potansiyeli uygulamaya geçirmektir. İlgi duyduğumuz konularla ilgili istekli de olsak, teorik olarak her türlü bilgiyle donanmış da olsak, uygulama yapmadıkça o konuyla ilgili hep kullanılmaya hazır potansiyel olarak kalırız. İşte koç da tam bu noktada, var olan potansiyeli ortaya çıkarmak için, kişinin harekete geçmesini sağlayacak yöntemlerle onu ataletten kurtarıp eyleme geçmesinde ona destek olan kişidir.

Koçluk yaptığınız kişilerde, kişinin konuyla ilgili isteği, bilgisi olduğu halde uygulamadan kaynaklanan bir engel olduğunu fark ettiğinizde yani kişi “denemedim, yapmadım, uygulamadım, o yüzden de başarıp başaramayacağımı bilmiyorum” dediğinde ona uygulamaya yönelik aksiyon planları aldırmanız işe yarayacaktır.

Aynı gece kulübü sahnesinin devamında, Andrew, Fletcher ‘a sorar “Peki, bunun sınırı yok mudur? Yani sınırları açtırmak derken belki de cesaretini kırıyorsundur.” Fletcher’ın cevabı güzeldir; “Gerçek Charli Parker’ın cesareti asla kırılmaz”. Koçluk yaptığınız kişilerde karşılaşılması muhtemel engellerden biri de vizyon engeli olabilir. Kişi neyi neden yaptığını bilmiyorsa ve size açıkça “neden yapmalıyım ki?” diye soruyorsa bu kişide vizyon engeli olduğunu düşünebilirsiniz. Vizyonu net olmayan kişinin motivasyonu, yaşadığı her olumsuzluk karşısında negatif yönde etkilenecektir. Oysa vizyonu, yani; gideceği veya olmak istediği noktası net olan kişinin bu yolda giderken karşılaştığı zorluklar, önüne çıkan engeller motivasyonunu düşürmez. Hatta tam tersi, onu hedefine ulaşması noktasında daha da kamçılar. Tıpkı Charli Parker gibi, tıpkı kahramanımız Andrew gibi. 

Filmin son sahnesinde, Andrew hedefine ulaşmak için bir fırsat yakaladığını düşünürken Fletcher’ın onu düşürdüğü zor durum karşısında gösterdiği davranış; vizyonu ve hedefi belli olan kişinin, önüne çıkan engeller karşısında, motivasyonu ve azmini koruyarak nasıl başarılı olduğunu gözler önüne sermektedir.

image
Koçluk yapacağımız kişinin gelişmek veya değişim göstermek istediği alanla ilgili önündeki performans engelini/engellerini doğru tespit ettiğimizde ve buna uygun aksiyon planları çıkardığımızda sonuç her iki kişi açısından da tatmin edici olacaktır. Tıpkı filmin son sahnesinde Andrew ve Fletcher’ın yüzünde yer alan ifade gibi…                                        

image

(1) http://www.tdk.gov.tr Türk Dil Kurumu Sözlük Resmi Web Sitesi.