DENİZ GÜRE EMEK BLOG

İş Odaklı Koç, Mimar


7 Yorum

Etki Alanınız Kaç Metrekare?

etki alaniDokuz yaşındaki oğlum geçen gün okuldan eve çok öfkeli geldi. Sebebini sorduğumda “Her öğlen okulda futbol maçı yapıyoruz. Benim oynadığım takımdaki çocuklardan biri, sadece kendisi oynamak istiyor ve ben dâhil kimseye pas atmıyor. Hâlbuki bir pas atsa içimdeki potansiyel ortaya çıkacak. Ama pas atmadığı için potansiyelim ortaya çıkmıyor ve ben de artık futbol oynamak istemiyorum.” dedi.

O anda, bir anne olarak “Canım oğlum, çok üzüldüm” veya “Sen de git başkalarıyla başka oyunlar oyna” hatta “Sen de ona pas atma” demiş olabileceğimi düşünenleriniz olabilir. Onu iyice dinledikten ve anlatacaklarının bittiğinden emin olduktan sonra aramızda geçen diyaloğu aynen aktarıyorum.

“- Futbol oynamaktan gerçekten hoşlanıyor musun?”

“- Evet, hem de çok.”

“- Çok sevdiğin bu sporda, potansiyelini ortaya çıkarmak için ne yapabilirsin, biraz düşün istersen.”

Gerçekten de biraz düşündü.

“- O çocuk olduğu sürece oynayamayacağım ve potansiyelim ortaya çıkmayacak.”

“- O çocuk var ve sen de futbol oynamak istiyorsun çünkü futbolu çok seviyorsun, bunun için şuan yaptığından farklı ne yapabilirsin?”

Bu kez hiç düşünmeden hemen cevap verdi:

“- Onun olmadığı takımda oynayabilirim.”

“- Nasıl?”

“- Diğer takımda oynayabilirim. O takım bize yeniliyor ama olsun, en azından bana pas atarlar. Gol bile atabilirim” dedi.

Doğru veya yanlış demeden onu kendi seçimi ile baş başa bıraktım ve ertesi gün aldığı kararın sonuçlarını dinlemek için beklemeye başladım. Ertesi gün eve geldiğinde yüzündeki ve sesindeki heyecanı tahmin bile edemezsiniz.

“- Anneciğim, bugün diğer takımda oynadım ve eski takımımı benim attığım gollerle yendik. Potansiyelim ortaya çıktı.”

“- Öyle görünüyor.”

Bunu sizlerle niye paylaştığıma gelince… Oğlum bu seçimi yaptığında tamamen bilinçsiz bir şekilde, aslında kendi etki alanı içinde kalan duruma yönelmiş oldu. Bu ne demek? Eğer ki etki alanı dışına çıkıp, ona pas atmayan çocuğu ve ona neden pas atmadığını odağına alsaydı; çok sevdiği futbolu oynamaktan vazgeçecek, diğer çocuklar oynarken o uzaktan bakıp kendini kötü hissedecek ve hatta için için o diğer çocuğa karşı kötü duygular besleyecekti. Belki bir süre sonra iyi oynayamadığı için kendisine pas verilmediğini düşünecek ve bu durum ister istemez özgüvenini zedeleyecekti. Hâlbuki oğlum iyi futbol oynuyordu ve futbol oynamayı bırakırsa kendisine haksızlık yapmış olacaktı.

Etki alanı içinde kalan konulara odaklanıldığında, bunun özgüvene pozitif katkısını gördüğüm başka bir olay da, benden koçluk alan biri ile yaşadığım bir deneyimimdi. Koçluk seanslarımızdan birinde, kendi belirlediği gelişim alanları ve bunlara yönelik aksiyonlarını konuşurken aslında pek de kendinden emin bir hali olmadığını farketsem de, koçluk yetkinliğimin gerektirdiği şekilde davranarak, alacağı aksiyonlarla ilgili verdiği taahhütleri kendisinden aldım ve seansı tamamladım. Bir sonraki seansta, geçen seansta verdiği taahhütlerle ilgili neler yaptığını sorduğumda hiç birini yapmadığını söyledi. Nedenlerini konuşmaya başladığımızda ise biraz sıkılarak “ben bunları yapamam ki” dedi. O anda ağzından çıkan “yapamam ki” sözü önündeki en büyük engelin özgüven engeli olabileceği konusunda bana ipucu verdi. Bir koç olarak özgüven engeli ile karşılaştığımızda, kendi koçluk sınırlarımız içinde kalmak koşuluyla, elimizdeki alet çantasından en uygun olanı çıkarıp en etkin nasıl kullanacağımızı bilmek durumundayız. Ben de o an elimi çantama attım ve en uygun aleti bulup çıkardım.

etki alani-1Koçluk sürecinde bir koç olarak kişiyi pozitifte tutmak, kendi etki alanı içinde kalan konuları ve bunlarla ilgili neler yapabileceğini bulmasına koçluk yapmak önemlidir. Ben de konuyu pozitife çevirmek için “yapmaktan keyif aldığın sana kendini iyi hissettiren neler var” dediğimde birden tek tek onları saymaya başladı. Sayarken yüzündeki gerginlik gitti, ses tonu yumuşadı. Önündeki birkaç hafta boyunca, kendi etki alanı içinde kalan konularla ilgili yapmak istediklerini müthiş bir coşkuyla anlattı.

Yapmaktan keyif aldığımız şeyler; potansiyelimizi ortaya koyabildiğimiz, yaparken zorlanmadığımız, konfor alanımız içinde kalan ve bu yüzden de bize kendimizi iyi hissettiren şeylerdir.

Devam ettiğimiz seanslarda, bu kişinin en büyük kazanımı “gelişim alanım” dediği zayıf yönlerinin birçoğunun kendi etki alanı içinde kalan konular olmadığıydı. Bu şu demek; etki alanımız dışında kalan yani ilgi alanımızda yer alan konularla ilgili gösterdiğimiz çabalar istediğimiz sonuçları elde etmede bize fayda değil zarar getirir. En büyük zarar da özgüvenimize verdiği zarardır. Boşuna çaba özgüveni zedeler. Yapabileceğimiz bir sürü iyi şey varken kaybettiğimiz özgüvenimiz onları da yapamaz hale getirir bizi. Oysa özgüven başardım duygusunu besledikçe gelişir. Kişi yapabildiğini gördükçe özgüveni de artar.

etki alani

Şekil 1: Etki Alanı ve İlgi Alanı 

“Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı” kitabında etki alanı ile ilgili Stephan R. Covey şu açıklamayı yapıyor; “Proaktif insanlar, çabalarına odak noktası olarak etki alanını seçerler. Bir şeyler yapabilecekleri işlerin üzerinde çalışırlar. … İlgimizin hangi dairenin içinde olduğuna karar vermenin bir yolu da olsaydılarla olabilirimleri birbirinden ayırt etmektir. İlgi alanı olsaydılarla doludur. Etki alanı ise olabilirimlerle doludur.” (1)

O çocuk bana top atsaydı gol atabilirdim.

O para bende olsaydı bu evi alabilirdim.

Bir ortağım olsaydı bu kadar çok çalışmak zorunda kalmazdım.

Yabancı dilim olsaydı yurtdışında yaşardım.

Bana fırsat verilmiş olsaydı…

Eşim daha anlayışlı olsaydı…

Bu cümleler böyle uzar gider…

Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş’ın “Yaşam, sürekli olarak eksik yönlerimizi telafi etmek için gösterdiğimiz umutsuz çaba ve çırpınışlardan ibaret olamaz.”(2) görüşü de; tüm çabamızı etki alanımız içinde kalan, değiştirebileceğimiz şeylere odaklamanın bizi bir sonuca ulaştıracağını düşündürtmüyor mu?

Kaynaklar:

(1): Etkili İnsanların yedi Alışkanlığı, Stephan R. Covey, Varlık Yayınları, 2006.

(2): Hayalini Yorganına Göre Uzat, Acar Baltaş, Remzi Kitapevi, 2007.

Reklamlar


1 Yorum

Uçuş Planı ve KOÇLUK

ucus plani-2

Birkaç hafta önce, iş seyahati için uçakla İstanbul’dan Ankara’ya gidiyordum. Kalktıktan kısa bir süre sonra pilot; yirmi dakika içinde Sapanca Gölü’nün üzerinden geçeceğimizi, havanın yol boyunca açık fakat rüzgârlı olduğunu, zaman zaman kısa süreli türbülanslar olabileceğini, varılacak noktadaki hava sıcaklığının 24 santigrat derece dolaylarında güneşli bir hava olduğu bilgisini aldığını ve yaklaşık 40 dakika sonra Ankara’ya inmiş olacağımızı anons etti. Bu anons bana, Dale Carnegie ‘de aldığım koçluk eğitimi sırasında, eğitmenimiz Tamer Yakut’un “Uçuş Planı(1)” benzetmesini ve bu kavramın vizyon belirlemede nasıl kullanıldığını anlattığı dersi hatırlattı.

Havacılığa karşı bugüne kadar özel bir ilgim olmamıştı; ta ki havacılıkta her uçuş öncesi yapılan, bu “uçuş planı”ndan haberdar olana kadar. Uçuş planı ile ilgili biraz daha araştırma yapınca; bu konuda uzman olan kişilere Uçuş Harekât Uzmanı(2) dendiğini, bu uzmanların emniyetli bir şekilde uçuş harekâtını planlayan, uçuş süresince uçuşu takip ve kontrol eden uzmanlar olduğunu öğrendim. Uçuş planı kapsamında; sefere ait kalkış noktası (mevcut durum) ve varış noktası (olması istenen durum, hedef) hakkında bilgi sahibi olmak; meteorolojik bilgileri değerlendirerek uçuş planını en emniyetli rotaya göre belirlemek, elindeki haritaların güncelliğini kontrol etmek, haritalardaki türbülans, buzlanma, kuvvetli rüzgarlara ait bilgileri değerlendirmek (dış faktörleri dikkate alarak hedefe yönelik en uygun yolu seçmek), uçağa ilave yakıt gerekip gerekmediğine karar vermek (iç faktörleri göz önünde bulundurmak), gerekli hallerde acil durum prosedürlerini uygulamak (alternatifleri belirlemek ve B planı oluşturmak) ve kokpit ekibini uçuş planı hakkında bilgilendirmek, bu uzmanların belli başlı görevleri arasında yer almaktadır.(3)

Özetle; “Uçuş planı” hazırlamaktaki amaç; bulunulan noktadan gidilecek olan noktaya, hedeflenen sürede ve güvenli bir şekilde ulaşılmasını sağlamaktır.

Varış noktası belli olmadan yola çıkan bir uçak, nasıl ki, yol boyunca kendisine gerekli olan yakıt miktarını hesaplayamazsa, planlama yapmadan yola çıkan biri de, hedefine ne kadar bir sürenin sonunda ulaşabileceğinin hesabını yapamaz.

Hedefe ulaşmak için gerekli süreyi hesaplarken içsel ve dışsal faktörleri göz önünde bulundurmak önemlidir. Burada içsel faktörlerden kasıt; kişinin, hedefiyle ilgili güçlü ve zayıf yönleridir. Dışsal faktörlerden kasıt da, yine kişinin hedefi ile ilgili fırsatlar ve karşısına çıkabilecek/çıkması olası engellerdir. Kişinin sahip olduğu güçlü yönler ve önüne çıkması muhtemel fırsatlar, hedefe giden süreyi kısaltmaya yardımcı olurken, sahip olduğu zayıf yönler ve olası engeller sürenin uzamasına neden olabilirler. Bu süreçte bir koç ile çalışmak, özellikle zayıf yönlerin tıpkı spor yaparken güçlenen kaslar gibi güçlendirilerek geliştirilmesine yararken, engellerin nasıl aşılacağı ve alternatiflerin/olasılıkların neler olabileceği ile ilgili kişinin farkındalık kazanmasına fayda sağlamaktadır.

Hedefe istenilen sürede ulaşmak, kişinin hedefi ile ilgili motivasyonu canlı tutmada ve özgüvenini korumada son derece önemli ve gözden kaçırılmaması gereken bir noktadır. Bu sebeple, koçluk süreci içinde alınacak aksiyon planlarının direkt hedefle ilişkili, belirlenen süreler içinde ulaşılabilir ve elbette ölçülebilir olması gerekmektedir. Koçun kişiye bu konularda farkındalık kazandırması kişinin hedefe istenilen sürede ulaşmasına yardımcı olur. Eğer kişi, hedefinin istediği sürede gerçekleşmeyeceğini fark ederse, istediği sürede onu hedefine ulaştıracak diğer alternatifleri değerlendirme yoluna gidebilir yani kendine bir B planı hazırlayabilir.

Koçluk sürecinin vizyon belirleme, belirlenen vizyona yönelik hedefleri oluşturma ve gelecek planlaması noktasında etkili bir süreç olması, günümüzde bir çok kişinin özellikle de kariyerleri ile ilgili koçluk desteği almasının nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Koçluk Platformu Derneği (KPD)’ nin 27 Mayıs 2014 ‘de yayınlamış olduğu “Kurumsal ve Bireysel Koçluk Algısı Anketi”, %39 oranında, kişilerin kariyerleri ile ilgili koçluk aldığını ortaya koymuştur.(4)

“Uçuş planının” amacı nasıl ki, uçağı; hedeflenen sürede ve güvenli bir şekilde ulaşılmak istenilen noktaya indirmekse, koçluk sürecinde de koçun amacı; bireyin kendi hedeflediği noktaya ulaşmasında kendi planını yapmasına, güvenli bir şekilde istediği noktaya ulaşmasına yardımcı olmaktır.

Bugüne kadar havada kalan uçak olmamış…

Sizin için önemli olan yere nasıl indiğiniz ise; kariyer planlamanızı bir koç ile yapmak; hedefinizle ilgili istenilen sürede ve güvenli bir şekilde iniş yapmanıza imkân sağlayacaktır.

Okuyucuya Not: Bu yazıyı bloğumda yayınladıktan kısa bir süre sonra, 2008 yılında Arıtan Yayınevi tarafından yayınlanan Brian Tracy’nin Uçuş Planı(5) isimli kitabı elime geçti. Kitapta yer alan; kariyer planlaması, hedef belirlenmesi, hedefe yönelik alt hedeflerin tespit edilip uygulamaya geçilmesi ve her zaman bir ikinci planın mutlaka olması yönündeki yaklaşımlar, yazımda da belirttiğim görüşlerle örtüşmektedir. Yazımı her ne kadar kitabı okumadan önce yazmış olsam da; etik açıdan daha doğru olacağı için bu kitabı kaynaklar kısmına eklemeyi uygun buldum.

Kaynak:

(1): Eğitmen Tamer Yakut, Dale Carnegie İş Odaklı Koçluk ve Mentorluk Eğitimi.

(2,3): Uçuş Harekat Uzmanı, Seviye 5 Ulusal Meslek Standartı, Meslek Yüksek Kurulu.

(4): http://www.slideshare.net/koclukplatformu/kpdkoclukalgisiraporu2014?ref=)

(5): Uçuş Planı, Brian Tracy, Çeviri: Seda Çıngay, 2008, Arıtan Yayınevi, İstanbul.


1 Yorum

Dinlemek neden önemlidir?

dinlemek-2

Günümüzden yaklaşık 740 yıl önce Mevlana’ nın yazdığı Mesnevi “dinle” ile başlar. Tasavvuf inanışına göre, tasavvufta ilerlemenin yollarından biri sohbettir ve sohbet ancak dinlemeyle olur. Sohbetin dinlenebilmesi ise az konuşmakla mümkündür; çünkü “dinlersek öğreniriz, öğrenirsek anlarız anlayışı” geçerlidir.

Dale Carnegie bundan 103 yıl önce, “Dost kazanma ve insanları etkileme prensiplerini” ortaya koyarken “iyi bir dinleyici olun” demiştir. Dale Carnegie’ye göre, iyi bir dinleyici olduğumuzda, insanlara kendileri hakkında konuşma cesareti vermekle kalmaz, kendilerini önemli hissetmelerini de sağlamış oluruz. İnsan ilişkilerini geliştirmek ve güçlendirmek için taşımamız gereken özelliklerden biridir dinlemek.

Geçtiğimiz günlerde, bir araya gelmekten keyif aldığım üniversiteden arkadaşlarımla birlikteyken cep telefonum çaldı. Arayan kişinin verdiği habere canımın sıkıldığını anlayan arkadaşlarımdan birinin “anlatsana ne oldu” ısrarına dayanamayıp anlatmaya başlamıştım ki, daha ikinci cümleme başlamadan bir diğeri “size bir şey anlatacağım” diye araya girdi. Arkadaşlarımdan diğeri “Deniz bir şey anlatıyordu ondan sonra anlat istersen” dediyse de o çok önemli olduğunu söyleyip devam etti. Belli ki o an benim anlattığıma değil kendi anlatmak istediği olaya odaklanmıştı. Dinlemek değil anlatmak istiyordu. İşten eve geldiğim bir günün akşamında, işyerinde yaşanan, beni heyecanlandıran bir olayı anlatmaya çalışıyordum. Çalışıyordum diyorum çünkü eşim, her söylediğim cümlenin sonunda kendi düşüncesini ortaya koyan “şöyle deseydin” ya da “böyle yapsaydın” diye başlayan cümlelerle sözümü kesiyordu. Daha ben sormadan verilen fikirlerden sonra bir de “ben olsaydım” la başlayan cümleler gelmeye başladı. Sonunda beni dinlemediğinden emin olduğum o soru geldi “sen ne anlatıyordun?”. İşyerinde birkaç arkadaş öğle yemeğimizi yerken genellikle ortak noktamız olan çocuklarımız hakkında konuşuruz. Yine böyle bir öğle yemeği esnasında bir arkadaşımız kendi çocuğu hakkında önemli bir konuyu bize anlatırken bir diğeri daha o cümlesini bitirmeden “ya sen onu boş ver, geçenlerde bizim başımıza gelen olayı duysan inanmazsın” diyerek aslında anlatan kişiyi hiç dinlemediğini ortaya koymuş oldu.

Yöneticinize uzun zamandır üzerinde çalıştığınız bir proje ile ilgili son durumu anlatırken “Sen şimdi onu boş ver, daha önemli işlerimiz var” diye araya girdiği olmuyor mu? Yakın bir arkadaşınıza yeni aldığınız arabanızın özellikleri ile ilgili bilgi verirken daha sözünüz bitmeden “ben olsam onu değil diğer markayı alırdım, çünkü onun özellikleri daha iyi”. Yahu sana fikrini soran oldu mu niye gereksiz yorum yapıyorsun diyesiniz geldi mi? O sabah şiddetli baş ağrısı ile işe geldiğinizde ve bunu çalışma arkadaşınıza söylediğinizde  “senin mi benim mi, asıl benim başım çatlıyor” dediğini hiç duymadınız mı?

Biraz düşünürseniz siz de gün içinde, iş veya özel hayatınızda buna benzer örnekleri yaşıyor olduğunuzu fark edersiniz. Söze girmeler, gereksiz yorumlar hep karşı tarafın bizi dinlemediğinin bir kanıtı olarak durur karşımızda. Aslında bu doğaldır, çünkü genelde hepimiz anlatmaya meyilliyiz, dinlemeye değil. Birini dinlediğimizi düşündüğümüz anlarda bile, genellikle anlatılan konuyla ilgili kendi hayatımızla bağlantılı bir durumu hatırlayıp, karşımızdakinin sözü bitmeden anlatmaya hevesleniriz.

Çevrenizdeki insanlardan duyarsınız; “beni dinlemiyor”, “bir kez dinlese gerçekte ne olduğunu öğrenecek”, “ailem beni dinlemiyor, o yüzden de anlamıyor”, “beni dinlemediği için ne hissettiğimi bilmiyor”.

Bazı insanlar karşılarındaki kişi konuşurken aldırmaz bir tutum içindedirler, söylenenleri duymazlar. Yukarıda verdiğim ilk örnek tam da buna uygun bir örnektir. Dinlerken yapılan hatalardan biri dinliyormuş gibi görünmektir. Dinlediğimizi göstermek için sık sık başımızı sallasak da, kelimeleri dinlemediğimiz için duyduklarımızı da anlamayız. Dinlerken yapılan hatalardan bir başkası da söz kesmek için fırsat kollar şekilde dinliyor olmamızdır ki buna “seçici dinleme” denir. Yazımda verdiğim ikinci örnek buna ne kadar da uygun değil mi? Anlamak için çok dikkatli dinlediğimiz durumlarda bile karşı tarafı anlamakta zorlandığımızı fark ediyorsak, ya hiç ya da yeterince empati kurmadan dinlediğimiz içindir. Empati kurarak dinlemeye, kendimizi karşı tarafın yerine koyup dinliyor olmamızdan dolayı “aktif dinleme” denir. Aktif dinleme özellikle koçlukta bir koçun sahip olması gereken en önemli yetkinliklerin başında gelmektedir.

Dinlemek neden bu kadar önemli?

Dinlemek neden bu kadar önemli sorusundan önce kendimize şunu sormamız gerekiyor:

“neden dinleriz?” Bu sorunun üç tane cevabı vardır;

  • Öğrenmek
  • Anlamak
  • Empati kurmak

Yukarıdaki bu üç temel neden ile dinlediğimizde gerçekten dinlemiş ve karşı tarafa da bunu hissettirmiş oluruz. İyi bir dinlemenin en önemli başarı çıktısı; karşı tarafta ”anlaşıldım” duygusunu yaratmasıdır. Anlaşılmak kişinin doğasındaki en temel ihtiyaçlardan birisi olması sebebiyle, kişiyi dinlemek son derece önemli bir yetkinlik olarak karşımıza çıkar.

Bu yetkinliğinizin ne durumda olduğunu anlamanıza yarayacağını düşündüğüm bir envanteri* paylaşmak istiyorum. Dinleme esnasında bu durumlarla ilgili eğilimlerinizi fark etmeniz dinleme yetkinliğiniz konusunda size ipuçları verebilir. Bunun için aşağıdaki otuz soruya aklınıza ilk gelen cevabı verin ve mümkün olduğunca kendinize karşı dürüst olun.

İlk 16 soru dinleme becerimizi düşüren tutumlarımızı gösterir. 1-16 arası soruların cevaplarına puan verirken; Her zaman: 1, Genellikle: 2, Bazen: 3, Nadiren: 4 olacak şekilde puan verin. 17. soru ve sonrasındaki sorular dinleme becerilerimizin iyileşmesi için yapılması gerekenleri göstermektedir. 17-30 arası soruların cevaplarına puan verirken; Her zaman: 4, Genellikle: 3, Bazen: 2, Nadiren: 1 olacak şekilde puan verin.

1. İnsanlar genellikle bana verdikleri bilgileri tekrarlamak zorunda kalıyorlar.
2. Çevremdekilerden daha çok iletişim hatası, yanlış anlama yaşıyorum.
3. Konuşma yavaş, anlatılanlar sıkıcıysa karşımdaki ile bağlantımı kesiyorum.
4. Sık sık başkalarının cümlelerini tamamlıyorum.
5. Konuşanın ses tonunda takip ve beklentiyi karşılama eksikliğinden doğan tedirginliği hissediyorum.
6. Soru ve yorumlarımla konuşanları konularından uzaklaştırıyorum.
7. Başkalarını dinlerken başka işlerle de uğraşıyorum.
8. Konuşmacıya anlamadığım veya net olmayan noktayı sormakta zorlanıyorum.
9. Birisi bana bir sorunundan veya zorluktan bahsederse sorunun ben çözmeye veya akıl vermeye çalışıyorum.
10. Dikkat eder, ilgi gösterir gibi yapıyorum.
11. Konuşmacı konuşmasını bitirmeden kafamda bir cevap hazırlıyorum.
12. Söylenenleri hatırlamak için not tutmam gerekiyor.
13. Konuşmacının görüşüne dayalı varsayımlarda bulunuyorum.
14. Biriyle konuşurken kolaylıkla dikkatim dağılabiliyor.
15. Sohbetlerde çoğunlukla ben konuşuyorum.
16. Dinlemediğimi belli eden sorular yaşıyorum.
17. Konuşmacıya karşı açık ve almaya hazır bir tutum sergiliyorum.
18. İş yerimde önemli iletişim ağının bir parçasıyım.
19. Bana soru sorulduğunda o an yapmakta olduğum işi bırakır dikkatle dinlerim.
20. Beni çok ilgilendirmeyen bir konu olsa bile söylenene odaklanırım.
21. Aynı fikirde olmasam bile karşımdakinin bakış açısı ile dinlerim.
22. Konuşan kişi ile göz teması kurarım.
23. Benimle aynı fikirde olmayan insanların bakış açısını anlamaya çalışırım.
24. Başkalarının söylediklerini kısa ve doğru bir şekilde özetleyebilirim.
25. Tepki göstermeden önce karşımdakinin konuyu tam olarak açıklamasına izin veririm.
26. Konuşmacının vücut diline (sözel olmayan işaretlere) de dikkat ederim.
27. Eleştiriye açığımdır.
28. Konuşmacıyı sözel olarak ve vücut dilimle desteklerim.
29. Mesajı doğru aldığımdan emin olmak için kontrol ederim.
30. Kendimi konuşmacının yerine koyarak yanında olmaya çalışırım.

Genellikle ortalama bir dinleme becerisini sahip kişilerdeki aralık  ~85-87 puan arasındadır. 95 ve üzeri bir puan dinleme becerinizin iyi olduğuna işaret eder. Daha da gerçekçi bir sonuca yaklaşması bakımından bu envanteri, fikirlerine önem verdiğiniz üçüncü bir kişiye de sizi değerlendirmesi için vermenizi tavsiye ederim. Çünkü; dinleme becerinizin ne durumda olduğunu anlamanın ve onu geliştirmenin en güzel yollarından biri dinlediğiniz kişi veya kişilerden nasıl bir dinleyici olduğunuza dair geri bildirimler almaktır.

Size bir tavsiyem de şu olacaktır; aynada yüzünüze bakın. Fiziksel yaradılışımızın bile aslında dinleme yetkinliğimize hizmet edecek şekilde olduğunu fark ettiniz mi? Bu güne kadar hiç neden iki kulağımız ve bir ağzımız olduğunu düşündünüz mü? Gördüğümüz şey bile bize “iki dinle bir konuş” demek istiyor olmasın?

Kaynak:

(*) Dinleme Becerisi Envanteri, Dale Carnegie, İş Odaklı Koçluk ve Mentorluk Programı.