DENİZ GÜRE EMEK BLOG

İş Odaklı Koç, Mimar


7 Yorum

Etki Alanınız Kaç Metrekare?

etki alaniDokuz yaşındaki oğlum geçen gün okuldan eve çok öfkeli geldi. Sebebini sorduğumda “Her öğlen okulda futbol maçı yapıyoruz. Benim oynadığım takımdaki çocuklardan biri, sadece kendisi oynamak istiyor ve ben dâhil kimseye pas atmıyor. Hâlbuki bir pas atsa içimdeki potansiyel ortaya çıkacak. Ama pas atmadığı için potansiyelim ortaya çıkmıyor ve ben de artık futbol oynamak istemiyorum.” dedi.

O anda, bir anne olarak “Canım oğlum, çok üzüldüm” veya “Sen de git başkalarıyla başka oyunlar oyna” hatta “Sen de ona pas atma” demiş olabileceğimi düşünenleriniz olabilir. Onu iyice dinledikten ve anlatacaklarının bittiğinden emin olduktan sonra aramızda geçen diyaloğu aynen aktarıyorum.

“- Futbol oynamaktan gerçekten hoşlanıyor musun?”

“- Evet, hem de çok.”

“- Çok sevdiğin bu sporda, potansiyelini ortaya çıkarmak için ne yapabilirsin, biraz düşün istersen.”

Gerçekten de biraz düşündü.

“- O çocuk olduğu sürece oynayamayacağım ve potansiyelim ortaya çıkmayacak.”

“- O çocuk var ve sen de futbol oynamak istiyorsun çünkü futbolu çok seviyorsun, bunun için şuan yaptığından farklı ne yapabilirsin?”

Bu kez hiç düşünmeden hemen cevap verdi:

“- Onun olmadığı takımda oynayabilirim.”

“- Nasıl?”

“- Diğer takımda oynayabilirim. O takım bize yeniliyor ama olsun, en azından bana pas atarlar. Gol bile atabilirim” dedi.

Doğru veya yanlış demeden onu kendi seçimi ile baş başa bıraktım ve ertesi gün aldığı kararın sonuçlarını dinlemek için beklemeye başladım. Ertesi gün eve geldiğinde yüzündeki ve sesindeki heyecanı tahmin bile edemezsiniz.

“- Anneciğim, bugün diğer takımda oynadım ve eski takımımı benim attığım gollerle yendik. Potansiyelim ortaya çıktı.”

“- Öyle görünüyor.”

Bunu sizlerle niye paylaştığıma gelince… Oğlum bu seçimi yaptığında tamamen bilinçsiz bir şekilde, aslında kendi etki alanı içinde kalan duruma yönelmiş oldu. Bu ne demek? Eğer ki etki alanı dışına çıkıp, ona pas atmayan çocuğu ve ona neden pas atmadığını odağına alsaydı; çok sevdiği futbolu oynamaktan vazgeçecek, diğer çocuklar oynarken o uzaktan bakıp kendini kötü hissedecek ve hatta için için o diğer çocuğa karşı kötü duygular besleyecekti. Belki bir süre sonra iyi oynayamadığı için kendisine pas verilmediğini düşünecek ve bu durum ister istemez özgüvenini zedeleyecekti. Hâlbuki oğlum iyi futbol oynuyordu ve futbol oynamayı bırakırsa kendisine haksızlık yapmış olacaktı.

Etki alanı içinde kalan konulara odaklanıldığında, bunun özgüvene pozitif katkısını gördüğüm başka bir olay da, benden koçluk alan biri ile yaşadığım bir deneyimimdi. Koçluk seanslarımızdan birinde, kendi belirlediği gelişim alanları ve bunlara yönelik aksiyonlarını konuşurken aslında pek de kendinden emin bir hali olmadığını farketsem de, koçluk yetkinliğimin gerektirdiği şekilde davranarak, alacağı aksiyonlarla ilgili verdiği taahhütleri kendisinden aldım ve seansı tamamladım. Bir sonraki seansta, geçen seansta verdiği taahhütlerle ilgili neler yaptığını sorduğumda hiç birini yapmadığını söyledi. Nedenlerini konuşmaya başladığımızda ise biraz sıkılarak “ben bunları yapamam ki” dedi. O anda ağzından çıkan “yapamam ki” sözü önündeki en büyük engelin özgüven engeli olabileceği konusunda bana ipucu verdi. Bir koç olarak özgüven engeli ile karşılaştığımızda, kendi koçluk sınırlarımız içinde kalmak koşuluyla, elimizdeki alet çantasından en uygun olanı çıkarıp en etkin nasıl kullanacağımızı bilmek durumundayız. Ben de o an elimi çantama attım ve en uygun aleti bulup çıkardım.

etki alani-1Koçluk sürecinde bir koç olarak kişiyi pozitifte tutmak, kendi etki alanı içinde kalan konuları ve bunlarla ilgili neler yapabileceğini bulmasına koçluk yapmak önemlidir. Ben de konuyu pozitife çevirmek için “yapmaktan keyif aldığın sana kendini iyi hissettiren neler var” dediğimde birden tek tek onları saymaya başladı. Sayarken yüzündeki gerginlik gitti, ses tonu yumuşadı. Önündeki birkaç hafta boyunca, kendi etki alanı içinde kalan konularla ilgili yapmak istediklerini müthiş bir coşkuyla anlattı.

Yapmaktan keyif aldığımız şeyler; potansiyelimizi ortaya koyabildiğimiz, yaparken zorlanmadığımız, konfor alanımız içinde kalan ve bu yüzden de bize kendimizi iyi hissettiren şeylerdir.

Devam ettiğimiz seanslarda, bu kişinin en büyük kazanımı “gelişim alanım” dediği zayıf yönlerinin birçoğunun kendi etki alanı içinde kalan konular olmadığıydı. Bu şu demek; etki alanımız dışında kalan yani ilgi alanımızda yer alan konularla ilgili gösterdiğimiz çabalar istediğimiz sonuçları elde etmede bize fayda değil zarar getirir. En büyük zarar da özgüvenimize verdiği zarardır. Boşuna çaba özgüveni zedeler. Yapabileceğimiz bir sürü iyi şey varken kaybettiğimiz özgüvenimiz onları da yapamaz hale getirir bizi. Oysa özgüven başardım duygusunu besledikçe gelişir. Kişi yapabildiğini gördükçe özgüveni de artar.

etki alani

Şekil 1: Etki Alanı ve İlgi Alanı 

“Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı” kitabında etki alanı ile ilgili Stephan R. Covey şu açıklamayı yapıyor; “Proaktif insanlar, çabalarına odak noktası olarak etki alanını seçerler. Bir şeyler yapabilecekleri işlerin üzerinde çalışırlar. … İlgimizin hangi dairenin içinde olduğuna karar vermenin bir yolu da olsaydılarla olabilirimleri birbirinden ayırt etmektir. İlgi alanı olsaydılarla doludur. Etki alanı ise olabilirimlerle doludur.” (1)

O çocuk bana top atsaydı gol atabilirdim.

O para bende olsaydı bu evi alabilirdim.

Bir ortağım olsaydı bu kadar çok çalışmak zorunda kalmazdım.

Yabancı dilim olsaydı yurtdışında yaşardım.

Bana fırsat verilmiş olsaydı…

Eşim daha anlayışlı olsaydı…

Bu cümleler böyle uzar gider…

Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş’ın “Yaşam, sürekli olarak eksik yönlerimizi telafi etmek için gösterdiğimiz umutsuz çaba ve çırpınışlardan ibaret olamaz.”(2) görüşü de; tüm çabamızı etki alanımız içinde kalan, değiştirebileceğimiz şeylere odaklamanın bizi bir sonuca ulaştıracağını düşündürtmüyor mu?

Kaynaklar:

(1): Etkili İnsanların yedi Alışkanlığı, Stephan R. Covey, Varlık Yayınları, 2006.

(2): Hayalini Yorganına Göre Uzat, Acar Baltaş, Remzi Kitapevi, 2007.

Reklamlar


1 Yorum

HAYALLERİM, İSTEKLERİM VE KENDİ GERÇEKLERİM

hayalini yorganına göre uzat

Yaptıkları iş ne olursa olsun, o işi coşkuyla yapan insanların daha başarılı ve diğerlerinden bir adım önde olduklarına, bulundukları ortamlarda fark yarattıklarına hepimiz şahit olmuşuzdur.

Peki ne oluyor da bu insanlar diğerlerine göre daha başarılı oluyorlar? 

Yaz başında okuduğum, şimdi sizlerle paylaşacağım bu kitaba, tam da bu soruma ait cevaplar içeriyor olması, başarının “hayal etmenin ve istemenin ötesinde” farklı gereksinimlere ihtiyaç duyduğunu ortaya koyması ve “evrenden iste o sana verir” inanışına eleştiri getiren bir kitap olması sebebiyle blog kütüphanemde yer vermek istedim.

“Hayalini Yorganına Göre Uzat(1)” isimli kitabında Acar Baltaş; hayal etmenin ve istemenin başarıyı elde etmede önemli olduğunu fakat bunun tek başına hiçbir şeye yetmeyeceğini söylüyor. Kişiyi başarıya götürecek olanın “kişinin önce kendi gerçeklerini fark etmesi ve onların peşinden gitmesi olduğunu söyleyen Baltaş, kişinin bu farkındalık bilinci ile hareket etmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Peki, kişinin kendi gerçeklerini fark etmesi ne demektir ve neden önemlidir?

Baltaş’a göre; “başarmak için hayal etmenin ve çok istemenin ötesinde; hayallerin gerçekleşmesi için kişinin yeteneğinin olduğu alana yönelmesi gerekmektedir.” Bu da ancak kişinin kendi gerçeklerini yani iyi ve yetenekli olduğu alanları fark etmesi ile mümkündür.

Kişi, kendi etki alanı içinde kalan alanlarda çalışır ve çaba gösterirse başarısız olma olasılığı da o kadar azalır. Kişinin kendi etki alanlarını bulabilmesi ise; sahip olduğu güçlü yönlerini ve iyi yapabildiği özelliklerini yani bir anlamda yetenekli olduğu alanlarını fark etmesiyle mümkün olmaktadır.

Bunun neden önemli olduğuna gelince… Bunun cevabını, Baltaş’ın, gerek kendi deneyimleri ve gözlemlerinden, gerekse de yapılan araştırmalardan yola çıkarak yazdığı cümlesinden aynen alıntı yaparak vermek istiyorum; “Her biri kendi alanlarında üstün başarılı insanların ortak özelliklerinden biri; yaptıkları işe kendilerini yürekten adamış olmaları ve enerjilerinin yüzde 90’ını, “iyi özelliklerini” daha da güçlendirmeye odaklamalarıdır.”

Bireyin gelişim alanlarına yönelik harcadığı enerjinin, sahip olduğu güçlü yönlerini daha da geliştirmek için harcayacağı enerjiden fazla olması nedeni ile bireyin kurumsal ve kişisel yaşamda elde edeceği başarıları da zorlaşmaya başlıyor. Bu konuyla ilişkili olarak kitapta yer verilen bir araştırmanın sonuçlarına göre; “ABD’de yapılan performans görüşmelerinde yüzde 41 oranında güçlü, yüzde 59 oranında da zayıf yönlere odaklanılmaktadır. Bu oran İngiltere’de yüzde 38’e yüzde 62, Japonya ve Çin’de yüzde 24’e yüzde 76” olarak ortaya konmaktadır. Bu oranlar Baltaş’ın kitabında da belirttiği gibi, durumun kendi ülkemizle sınırlı kalmayıp dünyada da aynı olduğunu gözler önüne sermektedir. Oysa Baltaş’a göre “Hiçbir insan her alanda iyi olamaz. Bir çalışan da, günümüzde sayıları iyice abartılan yetkinlik alanlarının bütününde başarılı olamaz. Başarı; güçlü yönlerimizi bulmaya ve geliştirmeye bağlıdır. Yaşam, sürekli olarak eksik yönlerimizi telafi etmek için gösterdiğimiz umutsuz çaba ve çırpınışlardan ibaret olamaz.” Bu son cümle bana o kadar anlamlı geliyor ki… Yaşamda iyi yapabildiğimiz o kadar çok şey varken, sürekli olarak beklentileri karşılamak gerçekten de bazen sonu gelmeyecek bir mücadeleye dönüşebiliyor. Bu mücadelenin sonunda kendimize olan özgüvenimizi ve yaşama karşı olan coşkumuzu kaybetmemek işten bile değil…Güçlü yönlerimize odaklanmak, iyi ve yetenekli olduğumuzu düşündüğümüz alanlarda çalışmak ve bu alanlarda çaba sarf etmek, sadece başarılı olmamıza değil, özgüvenli ve bir sonraki adımlar için de daha coşkulu olmamıza hizmet edecektir.

Hayallerinizi kurmadan önce güçlü yanlarınız ve kendi gerçeklerinizle ilgili farkındalık yaşamak için bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Not: Yazıda tırnak içinde yer alan kelime ve cümleler Acar Baltaş’ın “Hayalini Yorganına Göre Uzat” kitabından alıntıdır.

(1) : Acar Baltaş, Hayalini Yorganına Göre Uzat, Remzi Kitapevi, 2007.