DENİZ GÜRE EMEK BLOG

İş Odaklı Koç, Mimar


Yorum bırakın

Merak Ediyorum Öyleyse Varım

4 Aralık Cuma akşamı Tekfen Vakfı’nın 11. Geleneksel Bursiyer buluşması için Tekfen Tower Konferans Salonu’nda çoğunluğu üniversite öğrencisi olan bursiyer arkadaşlarımızla bir aradaydım. Bursiyer buluşmasına davet edilen bir misafir de konuşmacı olarak aramızda bulunuyordu. Katıldığım organizasyonlarda, konuşmacının kim olduğu hakkında internetten biraz bilgi toplayıp gitmeyi tercih ederim. O gün de öyle yaptım ama araştırmalarımın yeterli olmadığını kendisini dinledikten sonra anladım. Yaklaşık kırkbeş dakika boyunca bizimle yaptığı paylaşımları dinlerken “merak duygumun” beni nerelere getirdiği ve daha da nerelere götüreceğini düşünüp dururken buldum kendimi…
O akşamki misafirimiz Deloitte Türkiye’nin Chief Learning Advisor’ı Fazıl Oral’dı. Aralık ayı blog yazımı, kendisinin o akşam bizlerle yaptığı paylaşımlara ve bende oluşturduğu düşüncelere ayırmak istiyorum.

Benim en önemli yeteneğim meraklı olmam.

Fazıl Oral sunumunun başlarında “kimlerin vizyonu var ve çok net” diye sorduğunda; vizyon kelimesinin, gelecekte hayalini kurduğumuz büyük resim olduğunu öğrendiğimde, açık söyleyeyim, 20’li yaşlarımın sonlarında olduğum aklıma geldi. O yaşa kadar vizyon kelimesi benim için, büyük holdinglerin duvarlarında asılı, toplam kalite sistemlerinin beklentilerini karşılamak için oluşturulmuş tanımlardan öteye pek gidememişti. Bir kişinin kendi vizyonu olduğunu duyduğumda ayrıca paniğe de kapılmadım değil; çünkü o yıllarda benim vizyonum yoktu…

“Vizyonunuzun olması iyi bir şeydir. Sizi başarıya götürür ama ya olmayanlar… Onlar başarısız mı olacaklar? Endişelenmeyin benim de sizin yaşlarınızda vizyonum yoktu. Bugün yapmakta olduğum şeylerin hiç biri de vizyonumda yoktu. Yani ben bu günlerin hayalini kurarak bir vizyon oluşturmadım” dediğinde içime sular serpildi. “Bir ben değilmişim” dedim; o yaşlarda vizyonsuz olan diye…

Fazıl Oral kendi yolculuğunu bizlerle paylaşmaya doğduğu evden başladı. Ben yazıda o kadar gerilere gitmeden, Kara Harp Okulu’nda okuduğu yıllara ait paylaşımlarından devam etmek istiyorum. Kara Harp okulunda okurken, yattığı yataktan gökyüzüne bakıp “acaba hayatımda uçağa binebilecek miyim binemeyecek miyim?” sorusunun, kendi vizyonunu belirlemek için sorulmuş bir sorudan çok, merak duygusu ile sorulmuş bir soru olduğunu son derece samimi ve içten bir şekilde bizlerle paylaştı.

Öğrencilik yıllarında Pink Floyd’u dinlerken, “bu şarkının sözleri ne anlatıyor acaba” diye merak edip İngilizce öğrenmeye karar vermesi ile devam eden merak duygusu ona hayatta bir sürü kapılar aralamış. Bugün “Merak benim en önemli yeteneğim” derken sizi de açıkça merak etmeye  davet ediyor.
Hiç şüphesiz ki, meraklı olmak, insanı hiç bilmediği veya az bildiği bir konuda araştırma yapmaya, o konunun inceliklerine kadar öğrenmeye davet eder. Yüzyıllar boyunca, her çağda ve dönemde ortaya çıkan tüm yenilikler, birilerinin “nasıl, neden, niçin” diye meraklı sorularının bir sonucu olarak ortaya çıkmamış mı?

Meraklı insan her şeyi sorgulayan insandır aynı zamanda. Bu ne demek; meraklı insan, duyduğu herşeyi hemen kabul etmeyen , şüphe duyan ve kanıt arayan kişidir. Merak eden insan kuşku duyar, kuşku duyan insan doğruyu bulana kadar araştırır, gerçek bilginin ve tabi ki bilimin peşinden gider. Bugün kendi ürettikleri teknolojiyi dünyaya satan ülkelerin ortak noktası da bu değil mi? Nasıl daha iyi yaparız merakı, bunun için gerekli bilimsel metodlar ve sürekli bir gelişme isteği…

O akşam merak konusunda Fazıl Oral’ın verdiği bu mesajı çok anlamlı buluyorum; “Hayatınızdan şu üç şeyi hiç eksik etmeyin; merak, kuşku ve bilme isteği”

İstersen başarırsın yanılgısına düşmeyin.”

“İstemek başarmanın yarısıdır.” veya “Sen yeterki iste, yapamayacağın şey yoktur” yaklaşımları bizim toplumumuzda iyi niyetli olarak söylense de, hem bireysel hem de toplumsal başarının önündeki en büyük engel olduğunu düşündüğüm yaklaşımlardır. Ulaşmak istediğin hedefle ilgili güçlü bir istek duymak gereklidir ama asla yeterli değildir. İstemek; arabanın kontağını çalıştırmaya yeter ama arabayı hareket ettirmek için gaza basmak gerekir.

Bu konuda Fazıl Oral’ın verdiği en güzel mesajlardan biri de “İstersen başarırsın yanılgısına düşmeyin” diyerek; çalışmadan veya çaba sarfetmeden istenilenin elde edilemeyeceğine dair verdiği mesajdı.

Peki merak ettik, sorguladık, araştırdık, öğrendik, çalıştık, çabaladık… Üzerimize düşen herşeyi yaptık, başka ne gerekiyor bize?

“Bir yerimiz ağrıdığında aldığımız ilaç, ağrıyan yer ile beynimiz arasındaki iletişimi kesiyor, beyin ağrı mesajını almıyor ve bizim ağrıyı hissetmememizi sağlıyor. Ama o ağrı orada var ve ilacın etkisi geçince yeniden ağrımaya başlayacak.” Fazıl Oral’ın paylaştığı bu bilgi, sahip olduğumuz iyi yönlerimiz kadar geliştirmemiz gereken yönlerimiz de bulunduğunu yeniden aklıma getirdi. Neden mi? Gelişmemiz gereken yönlerimizle ilgili olarak, dışarıdan bize gelen mesajları almazsak ancak ağrı kesicinin etkisi geçene kadar idare edeceğimizi düşündüm. Ben bunları düşünürken Fazıl Oral da konuşmasına şöyle devam ediyordu; “Kendinizle ilgili bol bol geri bildirim alın. Dışarıdan gelecek mesajlara kendinizi kapamayın. Mesajların size ulaşmasını engellemeyin. Arabanın benzin göstergesine giden kablo kesildiğinde benzin ibresi nasıl ki doğruyu göstermeyecekse, bize gelen mesajları almamak da kendimizle ilgili bazı gerçekleri görmemize engel olacaktır.”

Meraklı olma yeteneği Fazıl Oral’a bir çok kapı aralamış ve o da bu kapılardan içeri cesurca girmiş. Aralanan her kapı ona başarıyı getirmemiş ama O, sahip olduğu merak duygusunu  hiç kaybetmemiş.

Konuşmanın sonlarına doğru söylediği bir cümle ise belki de bir çok şeyin kısa bir özeti niteliğindeydi. “Sonucu bildiğimiz şeyler genelde işe yaramayan şeylerdir. Oysa hayatı anlamlı kılan sürprizlerdir.”

Her insan yetişkin olmadan önce çocuktur. Lütfen kendi çocukluğunuzu hatırlayın; her şeyi ne kadar da çok merak ettiğinizi ve bu yüzden hayatın sizin için her an sürprizle dolu olduğunu hatırlayacaksınız. Yeni şeyler öğrenmek, her seferinde şaşırmak ve sonra başka bir şeyi öğrenmek için yeniden merak etmek… O böyle söylemedi ama ben satır aralarında, Fazıl Oral’ın içindeki meraklı çocuğu hep koruduğunu duydum…

Fazıl Oral’a, bloğumda sunumuna ait bilgileri paylaşmama izin verdiği için çok teşekkür ederim.

“Merak duygusunun” hepimize, özellikle de yeni bir yıla yaklaştığımız şu günlerde, bir sürü yeni kapılar aralanmasını temenni ederim. Ama yok eğer içinizden bir ses veya birileri “Kediyi merak öldürür” derse siz ona inanmayın.Çünkü geride daha sekiz canı var ve her seferinde başka yollar deniyor. Nereden mi biliyorum, kedim var da oradan… : )

Reklamlar


Yorum bırakın

Değişim Neden Gereklidir?

Geçen hafta, Incognito-Beynin Gizli Hayatı(1) isimli kitapta, gözümüzde bulunan “kör nokta” hakkında okuduğum bir bölüm, bu yazıyı kaleme almama neden oldu diyebilirim. Kitapta verilen bilgiler; “görme sistemimizin birbiriyle çelişen iki bilgi arasında savaş verdiğini; bizim gerçekte olanları değil, yalnızca hangi algının diğerini yendiğine bağlı olarak değişen bir görüntü ile karşı karşıya kaldığımızı(2) ortaya koyan bilimsel açıklamalarla doluydu.

Bundan yaklaşık 350 yıl önce “Fransız düşünür ve matematikçi Mariotte, göz üzerinde çalışmalar yaparken beklenmedik bir durumla karşılaşır. Gözün arkasında bulunan ve fotoreseptör denen hücrelerden oluşan bir hücre tabakası olan retinada, fotoseptörlerden yoksun ve hatırı sayılır büyüklükte bir yama olduğunu fark eder.”(3)  Mariotte bu duruma çok şaşırır çünkü “o güne kadar görme alanı, sürekli ve kesintisiz olduğu izlenimi vermektedir(4).  Mariotte konuyu derinlemesine incelemeye devam ettikçe, görüşümüzde aslında bir delik olduğunu ve göz için “kör nokta” olarak bilinen bir bölge olduğunu fark eder.

(*) Bunu fark edebilmek için aşağıdaki görsele sol gözünüzü kapatarak ve sağ gözünüzü artı işaretine sabitleyecek şekilde bakmanız gerekiyor. Daha sonra görseli siyah nokta yok olana kadar yaklaşık 30 cm kadar yavaşça yüzünüze yaklaştırıp uzaklaştırın. Bir süre sonra görseldeki siyah noktanın gözden kaybolduğunu ve yerinin fondaki desen ile kapatıldığını fark ettiniz mi? Noktayı artık göremiyor olmanızın sebebi, kör noktaya denk gelmesidir.(5)

kör nokta

Şekil 1:  Kör Nokta Uygulaması

Incognito Beynin Gizli Hayatı, David Eagleman, s.32

Aslında görüşteki bu deliğin çok uzun süre fark edilmemesinin nedeni, “iki gözümüzün olması ve her ikisindeki kör noktaların birbiriyle çakışmamasıdır(6).  Ancak burada asıl önemli olan nokta; “beynin kör noktadaki eksik bilgiyi kendisinin tamamlamasıdır(7).  Yani görseldeki siyah nokta, görüşümüzdeki kör nokta üzerine düştüğünde, beyin fondaki desenden bir “yama icat eder”(8) ve siyah nokta ile ilgili herhangi bir bilgiye sahip olmadığı için noktayı fondaki desenle yamar ve sonuç olarak siz orada var olsa bile, o siyah noktayı algılamazsınız.

Bu kadar bilimsel açıklamanın ardından konuyu nereye bağlamaya çalıştığımı merak ediyor olabilirsiniz. Aşağıda vereceğim örnekten sonra sanırım tahmin edebileceksiniz.

Bir ay kadar önce, yıllardır tanıdığım bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Arkadaşım on yedi yıldır profesyonel çalışma hayatında olan orta düzey yöneticilik yapan birisi. Konu döndü dolaştı iş hayatına geldi. Arkadaşım; bu uzun süre zarfı içinde edindiği iş tecrübesinin ve mesleki anlamdaki teknik bilgisinin, aynı işi yapan pek çok kişiye göre fazla olduğundan, buna rağmen yine de istediği terfii alamadığından yakındı.

“Yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olduğun halde neden istediğin terfii alamadığını düşünüyorsun?” diye sorduğumda “Ben başkaları gibi değilim; açık sözlüyüm, ne düşünüyorsam açıkça söylüyorum. Bizim şirkette açık sözlü insanlara pek itibar edilmiyor ” diye cevap verdi. Açık sözlü olmaktan tam olarak neyi kastettiğini sorduğumda, verdiği cevaplardan; aslında açık sözlü olmakla patavatsız olmayı birbirine karıştırdığı, insanlara hataları karşısında sıfır toleransla yaklaştığı, her hatada sorumlu tutacağı birini aradığı açıkça anlaşılıyordu. Gerek astları gerekse de üstleri ile olan ilişkilerini bu açık sözlü tavrı ile yürütmeye çalıştığı için de sık sık sorunlar yaşıyordu. Üstelik bu özelliğini bir meziyet olarak gördüğünden, bu tutumunda bir değişikliğin gerekli olduğunu düşünmüyordu. Yazımın girişine neden “kör noktayı” anlatarak başladığımı sanırım artık tahmin ettiniz. Arkadaşımın kendisi ile ilgili bilmediği bazı gerçekler vardı. Bu gerçeklerle ilgili, kendi görüş alanı içinde yer alan “kör noktaya” yakalanmış olduğunu düşündüm. Bu güne kadar, ikinci bir gözün varlığına ihtiyaç duymadan olan bitenlere hep bir gözü kapalı bakıyor olmasından kaynaklı, kendine karşı körleşme yaşıyordu. Bu körlük sebebiyle, bu gün bulunduğu noktadan, yarın olmasını istediği noktaya neden gidemediğini anlamakta zorlanıyordu.

Yukarıda arkadaşımla ilgili verdiğim örnekte olduğu gibi, kişi bazen kendisiyle ilgili bazı gerçeklerin farkında olmayabilir. Marshal Goldsmith, İş Dünyasında Zirveye Giden Yol(9) isimli kitabında, kendimizle ilgili başkalarınca bilinen ama kendimizin bilmediği bilgiyi Johari Penceresi(10) üzerinden anlatmıştır.  (**) Johari Penceresine göre; “Bizim hakkımızda başkaları tarafından bilinen bilgi aleni bilgidir. Bizim bildiğimiz ama başkalarının bilmediği bilgi, özel bilgidir. Tarafımızca ve başkalarınca bilinmeyen ise bilinmeyendir yani uzaktan yakından alakalı olmadığımız bilgidir.”(11)

  Johari Penceresi

Tabloda sağ üst köşede, kendi bilmediğimiz ama başkaları tarafından bilinen bilgiler ise; bizim kendimizle ilgili “kör noktalarımıza” işaret etmektedir. Goldsmith,  “Bu bilginin bizim açımızdan gün ışığına çıktığı an, değişimin başladığı can alıcı bir andır”(12) derken, aslında bizi bir sonraki noktaya taşıyacak şeyin değişim olduğunu işaret etmektedir. Koçluk süreci içinde bu konuda farkındalığa ulaşmak ve çevremizde bizim için önemli olduğunu düşündüğümüz kişilerden geri bildirim almak, kör noktalarımızı ortadan kaldırmada bize fayda sağlarken değişimin de başlamasına öncülük eder.

Kişiyi istediği noktaya taşıyacak olan değişimle ilgili olarak, aynı zamanda bir koç olan Brian Tracy’ nin görüşünün de beni çok etkilediğini ayrıca belirtmek isterim. Şöyle diyor Tracy; “Herhangi bir hedefin ya da önemli bir menzile varmanın en önemli tarafı, hedefin kendisi değil, bu hedefe ulaşmak için dönüşmeniz gereken insandır.(13) Farkına varmamız gereken; “bizi bu güne taşıyan her şeyin, geleceğe taşımaya yetmeyebileceğidir(14).

Arkadaşımda olduğu gibi, pek çoğumuz aslında sahip olduğumuz özelliklerimizin iyi olduğunu düşünür ve bunların bizi bir gün istediğimiz yere taşıyacağına inanırız. Tam da bu noktada aslında kişinin kendine sorması gereken çok önemli bir soru vardır ki o da; “beni bu güne kadar bir yerden bir yere taşıyan her şey önümdeki süreçte istediğim yere taşımaya yetecek mi?”  sorusudur.

Gelecekte olmasını istediğimiz durum ve koşullar; bu güne kadar bilmediğimiz “kör noktalarımızı” fark etmemizi zorunlu kılabilir. Bu da aslında değişimin bir habercisidir.

Koçluk süreci; kör noktalarımızı fark etmemizde, ihtiyacımız olan yeni bilgileri ve geliştirmemiz gereken yetkinliklerimizi bulmamızda, uygulama sürecinde gerekli olan disiplinin ve kararlılığın devam ettirilmesinde ve öğrenilen tüm yeniliklerin birer tutum haline getirilmesinde bireye destek sağlayan bir süreçtir.

Bir şeyler değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır.”

demiş Sokrates…

Dünle beraber gitti, cancağızım,

ne kadar söz varsa düne ait.

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”

demiş Mevlana…

Değişime ve “kör noktaları” ortaya çıkarmaya şimdi kendinizden başlamaya ne dersiniz? …

Kaynaklar:

(1),(2),(3),(4),(5),(6),(7),(8): Incognito Beynin Gizli Hayatı, David Eagleman, Domingo, 2011

(9),(10),(11),(12) : İş Dünyasında Zirveye Giden Yol “Başarılı Olmak için Değiştirmeniz Gereken 20 Alışkanlık”, Marshal Goldsmith, MediaCat.

(13,14) : Uçuş Planı, Brian Tracy, Çeviri: Seda Çıngay, Arıtan Yayınevi,İstanbul,2008

(*) : Uygulamadan istenen sonucu elde etmek için, görseli kağıda baskı alıp elde yapmanız gerekmektedir.

(**) : Johari Penceresi Tekniği 1955 yılında Amerikalı iki psikolog olan Joseph Luft ve Harrington Ingham tarafından geliştirilmiş olup; bireyin kendini başkalarına tanıtmaya, anlatmaya ne kadar istekli olup olmadığını, kendisinin ve başkalarının kendisi hakkında bildiklerini ve bilmediklerini ortaya koyan bir modeldir.


2 Yorum

Hayaller ve Yazmak Üzerine

Öğrencilik yıllarımdan kalma iki tane öğrenme alışkanlığım var; yazmak ve çizmek. Öğrencilik yıllarımda ders çalışırken kullandığım yazarak ve çizerek çalışma yöntemi; öğrendiğim bilgilerin, gerek zihnimde gerekse de kâğıt üzerinde görselleştirilmesine imkân sağladığından bilgilerin aklımda kalmalarını kolaylaştırıyordu.

Elbette o yıllarda yazmanın ve görselleştirmenin bir öğrenme metodu olduğuna dair bilgim olmadığı gibi hedeflere ulaşmada kullanılan, bilimsel olarak kanıtlanmış bir yöntem olduğundan da haberim yoktu (bkz. Srini Pillay, “To Reach Your Goals Make a Mental Movie”, Harward Business Review, 5 March 2004). Yapmak istediğim şeyleri bir kâğıda listeliyor ve bunları sanki yapmış gibi hayal ediyor, mutlu oluyordum. Kendimi mutlu hissettikçe gerçekten yapmak için içimde müthiş bir istek duyuyordum. Lise yıllarında; üniversiteyi kazanmak, almak istediğim kitaplar, müzik kasetleri ve popüler gençlik dergileri için para biriktirmek ve bunları almak hedeflerim arasındaydı. Bu üniversite yıllarında da artan hedeflerle birlikte böyle sürdü. Bu gün hala, yeni yıla girmeden önce, önümdeki bir yılı içinde yapmak istediklerimi yazmak o yıllardan kalma başka bir alışkanlığımdır.

Önümdeki bir yıl içinde neleri başarmış olmak istiyorum, bir önceki yıldan daha iyi yapmam gereken neler var, bu yıl hangi kitapları okumak istiyorum, almak istediğim eğitimler neler, hangi sosyal sorumluluk projelerinde yer almalıyım, aileme daha fazla zaman ayırmak için yapabileceklerim neler, ailece birlikte gidilecek yerler nereleri, ilişkilerimi güçlendirmek için yapmam gerekenler neler, geçen yıl az gördüğüm ama daha çok görüşmek istediklerim kimler, bu yıl yeni kimlerle tanışmak istiyorum, sağlığım için bu yıl yapmam gereken kontrollerim neler, hangi günler spor yapabilirim, yabancı dilimi daha da geliştirmek için bu yıl geçen yıldan farklı yapabileceklerim neler, bu yıl görmek istediğim yeni yerler nereleri… Kendi kontrolümde olduğunu ve yapabileceğimi düşündüklerimi yazarken bir yandan da bir çoğununu gerçekleştirmiş olduğumu hayal ederken buluyorum kendimi. Hayali zihinde canlandırmanın ilk adımı olarak gördüğüm “yazmak”; beni hedeflerime ve yapmak istediklerime yaklaştırması bakımından çok işe yarıyor.

Yazmanın, çalışırken öğrenmem üzerindeki pozitif katkısının yanında, ileriki yıllarda beni hedeflerime ulaştırmada da son derece etkili bilimsel bir yöntem olduğunu öğrenmem koçluk eğitimi almaya başlamamla oldu. Şu an yapmakta olduğum koçluk seanslarında kullandığım, başarıyı zihinde canlandırma yönteminin, kişilerin hedeflerine ulaşmalarında etkili bir yöntem olduğunu deneyimliyorum. Bazı danışanlarımdan, sadece yazmakla kalmayıp eğer yapabiliyorlarsa bunu resimlerle, şemalarla ve kendi el çizimleri ile de zenginleştirmelerini istiyorum. Böyle bir çalışmayı yapıp geldiklerinde yazdıklarının her birini sanki yaşamışçasına heyecan duyduklarını gözlemliyorum.

Ben de bu koçluk yolculuğuna çıktığımda bununla ilgili bir çalışma yapmıştım. Yazarak ve çizerek görselleştirdiğim ve şimdiki zaman dilinde yazdığım hedeflerime ulaştığım andaki duyguların bende yarattığı “hareket geçme yönündeki isteklendirme” şu an bile o kadar canlı ki…

Hayallerinizin gerçekleşmesi sizin için önemliyse bunun için atmanız gerek ilk adım; yazmak! Öyleyse hayalleriniz için bir şey yapın; yazın!

Herkese bol yazılı günler dilerim…

vizyon

Yazarak ve çizerek çalıştığım kişisel hedef belirleme çalışmam. Mart 2014.